engelsiz::konuşankitaplık.org
Tweetle
GÖZ ÇUKURU



YORUM YAP
Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, bir gün deniz kenarında balık tutuyormuş. Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin hükümdarı, bu gariban adamla ilgilenmiş ve ona: "Ben buradayken oltana ne takılırsa, sana onun ağırlığı kadar altın vereceğim," demiş. Biraz sonra oltaya ortası delik bir kemik takılmış. Basit, hafif bir kemikmiş bu. Padişah balıkçıya: "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana büyük bir balık takılmadı," demiş. Kemikle birlikte saraya gitmişler. Kral kemiği tartarak, ağırlığınca altını bu garibana vermelerini haznedarına söylemiş. Kemiği bir kefeye koyarak, diğer kefeye altınları koymaya başlamışlar. O da ne? Bir, iki, yirmi, elli altın koymuşlar fakat hâlâ kemik ağır geliyor, kalkmak nedir bilmiyormuş. Artık kefeye dolup sığmadığını görünce, bun¬da bir sır olduğunu tahmin ederek sarayda bulunan bilge bir insanı durumu açıklaması için çağırmışlar. Bilge insan, kemiği şöyle bir incelemiş ve: "Bu kemik, binlerce altın bile koysanız, doymaz. Çünkü bu kemik çok aç gözlü cimri bir adamın göz kemiğidir. Ama onu ancak bir avuç toprak doyurur," demiş. Nitekim bir avuç toprağı bir kefeye koyunca kemik yukarı kalkmış. Adama yine de kefe ağırlığınca altını hediye olarak vermişler.
yönetim