Yakınlarının Düşünceleri

BABAMIN HUSUSİYETLERİ

Mehmet N.ULAŞ

Tâ çocukluğumdan bugüne kadar geçen güzel günler tıpkı bir sinema şeridi gibi muhayyilemden resmi geçit halinde uzanıyorlar.Bir evladın babası hakkında düşündüğü tek şey onun nasıl bir insan olduğudur.

Babam müşfik sıfatını benliğinde fazlasıyla toplamış ve çocuk psikolojisini tamamı ile anlamıştı. Hâdiseleri olduğu gibi görüp, bir evladın nasıl sevindirileceğini bilen, onu hiçbir şeyden mahrum etmemek için kendisini feda etmeği dahi göze alan bir insan-ı kamildi. Bütün bu yüksek vasıflarının kâğıt üstüne layıkıyla aksi  maatessüf kabil olamıyor. Zira o, ulvî duygu hislerin birleştiği kuvvetli bir beşer numunesidir. Bütün çocukları sever, hepsinin gönlünü alır, hepsini eğlendirirdi. Onun en büyük hususiyeti muhatabına göre konuşabilmesi ve fazlasıyla tatmin etmesiydi.

Bir çocukla saatlerce konuşur, hikâyeler anlatırdı. En hırçın çocuklar karşısında yumuşarlar ve kucağından inmek istemezlerdi. Bilhassa tatlı sesi ile onlara şarkılar söylemesi tevazuunun en güzel bir örneği değil midir? Her şeyi müsamaha ile karşılaması onun büyüklüğünün ikinci delilidir.

Sıcak neşeli ve kanaatkâr bir aile ocağı babamın yegâne arzusuydu.Evlilik hayatında daimi bir saadetin mevcudiyetini canı gönülden isterdi.Kadını evine yaraşan ve yuvasının hizmetlerini zevkle gören mukaddes varlık olarak telakki eder ve onun kıymetini daima zikrederdi.

   Zahiri süsten çekinir, insanların sadelikten ayrılmamalarını isterdi. Olduğu gibi gözükmenin, insan için en iyi vasıf olduğunu ileri sürerdi.

Züppeliğe asla tahammülü yoktu.Cehaletini kapamak için zahiri ve sathî bilgilere başvuranlara daima ihtiza ile bakar ve ilminden evvel bir insanın şahsiyeti üzerinde dururdu. Çünkü kötü bir insanın ilmini aleti şer olarak kullanacağından emindi. Babamın en şayan-ı taktir hususiyeti soğukkanlılığıdır.Asla acele ve helecanı sevmezdi. En müteheyyiç sahneler karşısında bile itidalini kaybetmemek ne büyük bir şeydir.

Bir gün bile benlik iddiasında bulunduğunu görmedim. Hiç bir sırrı  ifşa etmezdi. Kanaat ve sırlarında bu kadar sıkı ağızlı insana ender tesadüf olunur. Herkesi memnun etmek için ne mümkünse yapardı.

İnsan denilen mahlûku iyice anlamış ve onun ıslahını başlıca gaye olarak ele almıştı.Çalışmak yegâne  zevkiydi. Hasta halinde bile ısrarlarımıza rağmen işine koşardı.Komşunun işini kendi işiymiş gibi ele alır, onunla beraber üzülür, onunla beraber sevinirdi. Muhakemesini kullanmadan laf etmenin bir insanı  rencide edecek şekilde konuşmanın en büyük muarızıydı. Bu şekilde olanları tedip etmekten asla çekinmezdi.Musikîyi ve güzel sanatları çok severdi.Çok ender ağladığı halde, hazin bir musikî nağmesi ona derin gözyaşları döktürürdü. Hassasiyetin son derecesine erişmişti. Hiç müşkülpesentlik göstermez evinde ne bulursa hiç şikayet etmeden yer,bir bu niye böyle diye sormazdı. Düşmanlarına iyilikle mukabele eder, başkaları için ne mümkünse yapardı.

   Nefsini düşünmemenin en açık bir numunesiydi.Her söze bir hikaye bulur, saatlerce yorulmadan konuşur, boş lâf edilirse son derece de kızardı.Hoş şakaları severdi.Onun sohbetlerine ayrı hususiyet veren çay ve yemek ikramı, insana bu tatlı anların ebediyen devamını temenni ettirirdi. Her iyiliği fisebilillahtı. Şayet iyiliğinin mukabili olarak bir şey görürse, asla huzur içinde kalmaz ve o cevabı fazlasıyla öderdi. En çok nefret ettiği şey: Paraydı. Ben şahsen babam kadar cömert ve sahi bir insanın XX. Asır gibi menfaat ve iğrenç hisler asrında yaşayabileceğini hiç zannetmem.

İmanı kuvvetli olup hazin sesi ile saatlerce Kur’an okur, evimizi sıcak ve mümin bir yuva haline getirirdi.Kudret-i ilahinin en büyük âşığı ve hakiki bir mutasavvıfı gibiydi. Hatta çektiği çilelerle Fenafillâh mertebesine ulaştığını söylemek bir hakikattir.En meşhur bir Stoicien kadar cefa ve işkenceye tahammülü onun ne kadar beliğ bir ifadesidir.

Velhasıl,onun hususiyetleri saymakla bitecek gibi değildir.O ,insan denilen mahlukun yüksek bir örneği, beşeriyetin en kuvvetli bir dostuydu.

 

Babamın kendine has, his ve düşünce dünyası vardı.

Bu düşünce insanlık mefkuresiydii.Meşhur Fransız filozofu Ernest Renan’ın “ Felsefe insanın tâ kendisidir” dediği gibi babamda bu düşüncesini mukaddes varlık üzerine istinat ettirmiştir. Hilkatın sırrını ararken tabiat ve insan kendisini hakikate götürüyordu.Kainata karşı duyduğu hayranlık, babamda kuvvetli tasavvufi hisler doğuruyor ve bu güzellikler onu  Hâlıkına  yaklaştırıyordu. Tasavvufunu İslamiyet’in eşiz kaynaklarıyla besliyordu.

Ömrü az olan maşukası gülün senede az bir zaman zarfında açılıp solması bülbülün hüsranını gönlüme aksettirdi…

                    ****

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>