Hayatı

Doğumu: 1887 – Erzurum Merkez Kümbet Köyü

İlk Tahsili: 1899 ‘a kadar köyünde Halil Efendi’ den Kur’ an ve ilmihal dersleri aldı.

Orta Tahsili ve Lise: 1901-1906 Erzurum Mülkiye İdadisi Ziraat Mektebi şubesinde okudu.

Yüksek Okul ve Üniversite: 23 Eylül 1906-1912 Ticaret Mekteb-i Âlisi (2 yıl)-Mekteb-i Hukuk (4 yıl)

Mesleki Hayatının Başlangıcı: 29 Kasım 1913 stajını tamamlıyor. İstanbul Barosuna kaydoluyor. Avukatlığa başlama (9 ay) Sirkeci Kosova Hanında büro açarak başladı.

Yedek Subaylık Dönemi (1. Dünya Savaşı’nda): 20 Temmuz 1914-1918 Yedek subay talim okulunda eğitim gördü ve Kafkas Cephesi’nde savaştı. Asteğmen olarak başladı teğmen rütbesiyle terhis oldu.

1.Dünya Savaşında 9. Fırka/takım 50. Alay 3. Bölüğünde Mülazım-ı evvel Rütbesi ile Ruslarla Savaştı.

1918 de Bitlis ve Kars’ın Kurtuluşuna katıldı.

Kasım 1918 de Terhis edildiğinde Kars’ta ”Milli İslam Şurası” Kurucularına Fahri Hukuk Müşavirliği Yaptı.

Erzurum’a Geldiğinde Maliye Hukuk Müşaviri ve Vilayat-ı Şarkıyye Müdafa-i Hukuk-i Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi Kurucularından Oldu.

İzmir’in İşgalini Protesto Eden, Öncülerdendi ve Cemiyetin ”2. Mıntıka Reisi” olarak çok üstün gayretlerle çalıştı.

Erzurum Umumi Kongresinde Bayazıt Mümessili seçildi. Kongrede ”Elviye-i Selase” üzerine rapor hazırlayanların başında idi.

Vilayet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ nde ki Hizmeti: 1918-1919

Erzurum Kongresi’ nde Delegelik: 19 Temmuz 1919

Mebusluk Dönemi: 19 Ocak 1920 de yapılan seçimde, Son Osmanlı Meclis-i Mebus’ anına Erzurum Milletvekili olarak katılıp, Misakı Milliyi imzaladı. (Burdaki hizmet süresi yaklaşık 3 aydır.)

T.B.M.M’ ne iltihakı Son osmanlı meclisinin kapatılmasından sonra heyeti temsiliyenin talimatına uyarak Ankara’ ya geldi.

1920-1923 1.Büyük Millet Meclisindeki Üyesi olarak hizmet süresi (3 yıl)

10 Mayıs 1921 Müdafaa-i Hukuk gruplarının teşkilinde 2. grupta yerini aldı.

Evliliği: 1929 İsmail Paşa’ nın kızı Ferhunde Hanım ile evleniyor.

Meclis Sonrası Siyasi Hayatı:

Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası İstanbul Teşkilatına Katılışı: 1924 (Takrir-i Sükûn ve diğer nedenle parti kapatılıyor.)

İzmir Suikastı Zanlılarıyla Beraber Mahkemeye Gidişi: 1926. Beraat. ( beraatını ailesine bildiren telgraf name mevcut). Bir süre bilfiil siyasetten çekilir.

1935 Seçimlerinde Adaylık Girişimi: Erzurum’ dan bağımsız aday oldu. Antidemokratik metotlarla seçilmesi engellendi ve bir mektubunda bu komplodan habersiz olan hemşerilerine gücenmediğini belirtti.

Çok partili sisteme geçilirken milli kalkınma partisi kurucu heyetinde bulunmuştur (1945). Kuruculuk için yapılan teklifi kabul eder.

Mebusluk sonrası Mesleki Hayatı: 1923-1939 yılları arası avukatlığa devam etmiş. Fakat Mesleki çalışmaları, müşterileri ürkütülmek suretiyle mesleki hayıtıda sekteye uğratılmış.

Noter Olarak Mesleğini İcrası: 7 Temmuz 1939 da 5. Noter olarak tayin edilmiş. Bununla beraber siyasi faaliyetlerini ifa için sürekli imkânları zorlamıştır.

Milli Kalkınma Partisi’ nden (parti içi anlaşmazlıklar nedeni ile) ayrılıyor. (1945)

Mesuliyeti Mecmuası’ nı Çıkarması: Temmuz 1946 (Tek parti yönetimini eleştiren yazıları 17-24 Temmuz) nüshalarına bakınız.

Yeni Bir Parti Kurma Emeli

Kurucu Meclis Toplanması en önemli ideallerinden biri idi bu suretle adil bir seçimin yapılması ve demokrasinin tahakkuku gerçekleşecekti.

Tahakkuk Ettirmek İstedikleri Emellerini Gençliğe Tevdi Etmesi:

23 Şubat 1948: Bütün çalışmalarındaki emel ve idealini kıymetli gençliğe tevdi ederek fani hayattan baki hayata geçişi.

Kabirleri: İstanbul Kadıköy deki tarihi Küçüksu Mezarlığı’ nda kayınpederi Merhum İsmail Paşa ve oğlu Mehmet Ulaş’ la birlikte yatmaktadır.

(Cenabı Hakkın Engin Rahmetine Tevdi Ediyoruz.)

Hayatı” üzerine 1 düşünce

  1. Bugün Hüseyin Avni Ulaş’ın 66. ölüm yıl dönümü. Bu vesileyle Ahmet Altan’ın 19 yıl önce Milliyet’te yazdığı bir yazıyı paylaşıyorum.
    ***
    BİR GÜL ATIN
    Ahmet Altan
    Yalnızca bir köşesine ışık düşen, örümcek ağı bağlamış, karanlık, tozlar içinde eski bir ev gibi yakın tarihimiz. Mustafa Kemal Atatürk’e ayırdığımız köseyi temizleyip, aydınlatmaya gereken özeni göstermişiz ama geri kalanına boş vermişiz, evin bir köşesi temiz tutulursa diğer kısımların pisliği önemli görünmezmiş gibi davranmışız. O tozun toprağın altına da, nice insanı gömüp geçmişiz.
    Geçen gün Mehmet Altan, evin bir başka kösesinin tozlarına şöyle bir üfledi, altından, “Kurtuluş’ döneminin çok önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Avni Ulaş’ı içinde barındıran parlak, temiz bir ışık çıktı. Daha önce de, başta Ulaş konusunda bir doktora tezi yazan Ahmet Demirel olmak üzere pek çok akademisyen bu köşeye dokunmuşlardı ama ne yazık ki bu araştırmalar toplumun dikkatini çok fazla çekmemişti.
    Hüseyin Avni Ulaş, Birinci Meclistin hukukçu üyelerinden biri, milletvekilliği sırasında tek bir derdi olmuş, o da Türkiye’de demokratik bir yapı kurulması. “Şahıs istibdadı devam etmesin” demiş, Meclis’in üstünde bir başka gücün olmasına karşı çıkmış, çoğunluğun iradesinin hakim kılınması gerektiğini söylemiş, İstiklal Mahkemelerine hukuku çiğneyecek derecede büyük yetkiler verilmesini eleştirip onun yerine normal mahkemelerin sayısının arttırılmasını istemiş.
    Bugün Türkiye’de demokrasiden yana olan ilerici insanlar neyi savunuyorsa onu savunmuş.
    O günlerin zorlu kargaşası içinde bir kenara atılmış, bir daha parlamentoya sokulmamış, çok eleştirdiği İstiklal Mahkemelerinden birinde yargılanmış ama mahkum olmamış.
    1948 yılında ölene kadar hayatını bir kenarda sessiz geçirmek zorunda kalmış.
    Ölmeden önce verdiği son demeçte de “Bu milletin Meclis’inde yirmi seneden beri hürriyet ifade eden bir tek kelime söylenmedi. Bizde demokrasinin en büyük noksanı budur. Cumhuriyet ancak hürriyetle olur. Hürriyete istinad etmeyen bir cumhuriyet iğfalkârdır. Evet ben yirmi beş yıldır muhalifim. Ama kime? Haksızlığa, kanunsuzluğa ve istibdada muhalifim”.
    Bu sözlerinden kısa bir zaman sonra bu dünyadan ayrılmış ve toz toprağın içinde ışıksız bırakılmış.
    Önceki gün Hüseyin Avni Ulaş’ın, bu ülkede yaşayan insanların “iradesinin” yönetime hakim olmasını talep eden ve bunu en zor zamanlarda dile getirmekten çekinmeyen o yiğit adamın kırk yedinci ölüm yıldönümüydü.
    Bugün, tarihin tozunu toprağını biraz olsun temizlemeye, geçmişteki insanlara minnet borcunu ödemeye, bu toplumun haklarını savunanları hatırlamaya önem veren bir grup insan Ulaş’ın Küçüksu Mezarlığı’ndaki unutulmuş mezarına gidip birer gül bırakacaklar.
    Toz toprak içinde, bakımsız bir ev gibi harap duran yakın tarihimizin karanlık bir köşesinde bir ışık yakıp, uğrunda hâlâ insanların mücadele verdiği demokrasiyi yıllarca önce savunmuş gizli bir kahramana bütün toplum adına teşekkür ederek, bir minnet borcunu ödeyecekler.
    Evin bir köşesini temiz tutarken diğer köşelerini kir pas içinde bırakmaya aldırmadığınızı, geçmişte sizin için hayatını yakmış insanlara karşı çok fazla vefa göstermediğinizi, baharın kendini hissettirmeye başladığı şu güzel günlerde unutulmuş bir mezarlığa gidip “gecikmiş bir minnet borcunu ödemeye”, inançlı bir insansanız bir Fatiha okumaya çok yatkın olmadığınızı biliyorum. Sizin için hayatlarını ortaya koyanlara pek aldırmazsınız.
    Ama bugün hiç olmazsa gönlünüzden bir çiçek atan Hüseyin Avni Ulaş’ın anısına.
    O bunu hak etmişti.
    (Milliyet, 25 Şubat 1995).

Ahmet Demirel için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>